BM, 22 Mart Dünya Su Günü’nün bu yılki temasını, yaşam için kritik öneme sahip buzullardaki erimeye dikkat çekmek amacıyla “Buzulların Korunması” olarak belirledi. Buzulların eriyen suları; içme suyu, tarım, endüstri, temiz enerji üretimi ve sağlıklı ekosistemler için olmazsa olmaz iken, hızla eriyen buzullar, su akışlarında belirsizlik yaratarak insanlar ve gezegen üzerinde derin etkilere neden oluyor.

BM’nin temiz su sorunu ve su kaynaklarını korunmasına dikkat çekerek farkındalık oluşturmak amacıyla 1993’te ilan ettiği ve her yıl 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü’nün bu yılki teması, “Buzulların Korunması” olarak belirlendi.
Donmuş su kaynakları gelecek için korunmalı!
BM tarafından yapılan açıklamalarda, yaşam için kritik öneme sahip olan buzulların eriyen sularının; içme suyu, tarım, endüstri, temiz enerji üretimi ve sağlıklı ekosistemler için olmazsa olmaz olduğuna vurgu yapıldı. Buna karşın, hızla eriyen buzullar, su akışlarında belirsizlik yaratarak insanlar ve gezegen üzerinde derin etkilere neden oluyor.
Dünya Su Günü’nde, iklim değişikliği ve küresel su kriziyle mücadele planlarının merkezine buzul korumayı koymak için birlikte çalışma çağrısı yapılırken, şu anahtar mesajlar verildi:
Buzullar her zamankinden daha hızlı eriyor: Gezegen iklim değişikliği nedeniyle ısındıkça, donmuş dünyamız küçülüyor ve su döngüsünü daha öngörülemez ve aşırı hale getiriyor.
Buzulların geri çekilmesi yıkıma yol açıyor: Milyarlarca insan için eriyen su akışları değişiyor, sellere, kuraklıklara, heyelanlara ve deniz seviyesinin yükselmesine neden oluyor ve ekosistemlere zarar veriyor.
Buzulların korunması bir hayatta kalma stratejisidir: Sera gazı emisyonlarını azaltmak ve eriyen suyu insanlar ve gezegen için daha sürdürülebilir bir şekilde yönetmek için birlikte çalışmalıyız.
“Buzullar eridikçe su krizi daha da belirginleşiyor”
Dünya Su Günü mesajında buzulların korunmasının bir hayatta kalma mecburiyeti olduğunu belirten Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Başkanı Yaşabey Kalebaşı, “Buzullar, yaklaşık 170.000 km³ buz depolayarak, küresel tatlı suyun yaklaşık yüzde 70’ini barındırıyor. 21. yüzyılda ise buzullar benzeri görülmemiş oranlarda kütle kaybediyor. Bunun sonucunda doğal afetler ve kuraklık artıyor, tatlı su kaynakları ciddi oranda azalıyor. Buzullardaki erime, dünya genelinde birçok tarım arazisi ve yerleşim yerini de tehdit ediyor” dedi.
“Su krizi GSYH kaybı da yaratıyor”
Su krizinin derinleşmesinin göstereceği etkilere vurgu yapan Kalebaşı, şöyle devam etti:
“Araştırmalara göre, 2050’ye kadar dünya gıda üretiminin yarısından fazlası risk altında bulunuyor. Günümüzde yaklaşık üç milyar insan, kuruma yaşanan veya toplam su varlığında istikrarsız eğilimlerin görüldüğü bölgelerde yaşıyor. Bilinçsizce kullanım sonucunda yer altı sularımız da azalıyor.
Öte yandan su krizi, 25 yıl içinde dünya genelinde GSYH’da (Gayrısafi Yurtiçi Hasıla) ortalama yüzde 8’lik bir kayıp yaratma tehditi oluşturuyor. Gelecekte toplumsal infiallerin yaşanmaması ve dünya barışının korunması adına su krizine acil çözümler getirmek mecburiyetindeyiz.”
“30 milyon hektarlık tarım arazisi güvenli olmayan suyla sulanıyor”
Su kriziyle mücadele etmek adına yapılması gerekenlere değinen SUDER Başkanı Kalebaşı, şöyle konuştu:
“Dünya genelinde suyun yüzde 69’u tarım, yüzde 19’u sanayi ve yüzde 12’si evsel olarak kullanılıyor. Vahşi sulama yöntemleri hem su kaynaklarının aşırı israfına hem de toprağın yapısı ve kalitesinin bozularak çoraklaşmasına neden oluyor. Özellikle su arıtma ve diğer kirlilik kontrol önlemlerine uyulmaması sonucunda su kalitesi hızla bozuluyor. 800 milyondan fazla kişinin yaşadığı, yaklaşık 30 milyon hektarlık tarım arazisi güvenli olmayan suyla sulanıyor. Hem suyun hem de tarımın geleceği için bir an önce modern sulama yöntemlerine geçilmesi gerekiyor. Ayrıca, sanayide belirli bir miktarın üzerinde su tüketen işletmelerin, bulunduğu bölgedeki yer altı su kaynaklarını kurutmalarına acilen son verilmeli ve bu işletmelerin atıl durumdaki yer üstü su kaynaklarının bulunduğu bölgelerde yer alması sağlanmalıdır. Atık suların yer altına deşarj edilerek yer altı sularını kirletmesi de engellenmelidir.”
“Türkiye’nin su fakirine dönüşmemesi için acil tedbir alınmalı”
Türkiye’nin de su krizine karşı acil tedbirler alması gerektiğini belirten Kalebaşı, “Kişi başına düşen 1312 m³ kullanılabilir su miktarıyla su stresi altında bir ülkeyiz. Nüfus artışımıza bağlı olarak gelecek yıllarda bu miktarın daha fazla düşeceği de öngörülüyor. Öte yandan küresel iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkeler arasında yer alıyoruz. Yani yakın gelecekte yaşanacak bir kuraklık da Türkiye’yi ciddi anlamda tehdit ediyor. Su fakiri bir ülkeye dönüşmemiz için başta yer altı su kaynaklarımızı korumamız ve mevcut su yönetimimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. Özellikle su israfına yol açan her türlü bilim dışı uygulamayı sonlandırmalıyız” dedi.
1 litre arıtılmış su için 5 litre su israf ediliyor
İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi tarafından gerçekleştirilen, yaklaşık 1 yıl süren ve 19 farklı su arıtma cihazı markası incelenerek yapılan araştırmanın sonuçlarına da değinen Kalebaşı, “Ülkemiz genelinde her yıl milyonlarca metreküp içme suyunun, arıtma cihazları yüzünden israf olduğunu görüyoruz. Araştırma sonuçları, evsel ve bireysel tüketimlerde kullanılan arıtma cihazlarının 1 litre su elde etmek için 5 litre atık su ürettiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, kullanılan cihazların yüzde 80’inin, suyun mineral içeriğinde yüzde 75 ila 100 arasında kayıp oluşturduğu da gösteriyor. Bu noktada hem sağlığımız hem de kısıtlı su kaynaklarımızın korunması adına arıtma cihazları kullanımı ile oluşan su israfının önüne geçilmelidir” diye konuştu.
“Buzullar hızla erirken, geleceğimiz, geçim kaynaklarımız da eriyor”
Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D), Dünya Su Günü açıklamasında, “Su insanın temel içeceği, tarım ile endüstrinin girdisi, enerji sektörünün yenilenebilir kaynağı, turizm için önemli, ülkelerin kıymetli ulusal varlıklarından biridir” vurgusu ile suyun sadece yüzde 2,5’inin tatlı su, bu suyun da çoğunun buzullarda olduğuna dikkat çekti.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi ve Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, “İklim değiştikçe buzulların hızlı erimesiyle insanın barınma, enerji, gıda, sağlık erişimi, geçim kaynakları da tehlikeye girmekte; türler yok olmakta; geleceğimiz de erimekte” dedi, “buzullarımızı, suyumuzu koruma, iklim değişikliğine dur deme” çağrısı yaptı.
“Buzullarımızı korumalıyız”
BM Genel Kurulu’nun 2025 yılını “Uluslararası Buzulların Korunması Yılı”, bu yıldan başlayarak 21 Mart gününü de Dünya Buzullar Günü olarak ilan ettiğini belirten SÜT-D Başkanı Karaosmanoğlu, şöyle devam etti:
“2025 Dünya Su Günü’nde de ‘Buzul Koruma’ temamız var. Su havada, yüzeyde, yeraltında ve okyanuslardadır. Suyun sadece yüzde 2,5’i tatlı su olup, bu suyun çoğu buzullarda, kalanı yeraltı sularındadır. Havada ve yüzeyde çok az tatlı su vardır. Kara alanının yaklaşık yüzde onu buzul buzu ile kaplı olup büyük ölçekte kutup, daha küçük dağ buzulları vardır. Doğanın su deposu buzullar yaşam için kritik önemde olup, eriyen suları sağlıklı ekosistemler için olmazsa olmazdır.
Gezegenimizin su döngüsü, insan, bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmaların yaşamı için vazgeçilemezken, suya erişim hepimizin hakkıdır. 2,2 milyar insan sağlıklı içme suyu olmadan yaşıyor. Su, her yerdedir. İçme suyu; tarım ve endüstride girdi; enerji kaynağı; turizmde rota olarak su ile yaşar, geçinir ve mutlu oluruz. İnsan, yine insan için üretirken, tüketirken, hizmet sunulurken doğrudan ve dolaylı sebep olduğu sera gazı emisyonlarıyla küresel yüzey ve küresel okyanus sıcaklık artışına, iklim değişikliğine, buzullarımızın hızla erimesine neden oluyor. Su döngüsü öngörülemez oluyor. Buzulları korumak acil gereklilik.
İklim değişikliği, buzullar ve hayatta kalma stratejisi
2015-2024 yıllarındaki son 10 yıl kayda geçen en sıcak 10 yıl olurken, 2024 küresel ortalama yüzey sıcaklığı 1850-1900 dönemi ortalamasının 1,55°C üstünde olan ilk yıl rekoruyla iklim hızla değişti. İklim değişmekte, iklim değişecek. İklim değişikliğiyle olagelen yağış anormallikleri, deniz seviyesi yükselmesi; kar, deniz buzu ve buzulların yitirilmesi; kuraklık; sıcak hava dalgası; soğuk hava dalgası; ısı adası; yangın; hava kalitesi kötüleşmesi; göç; salgın yaşamımızı tehlikeye sokmakta. Buzulların her zamankinden hızlı erimesinin yıkıma neden olduğunu, okyanuslar ısındıkça insan ve yaban yaşamında olagelen sorunları göz ardı edemeyiz. Örneğin balıkçılık, kutup ayıları ile penguenlerin yaşamındaki zorluklar gibi. İşte bu nedenlerle buzulların korunması hayatta kalma stratejimiz olmalı, sera gazı emisyonlarını azaltmalı, eriyen suyu insan ve gezegen yararına daha sürdürülebilir yönetmek için harekete geçmeli, birlikte çalışmalıyız.
Türkiye, buzullarımız ve karbon yönetimi
Ülkemizde Doğu Karadeniz Dağları, Toros Dağları ve volkanlarda vadi buzulu, buzyalağı buzulu ve doruk buzulu tipinde dağ buzulu vardır. En büyük ve tek doruk buzulu, yaklaşık 10 km² yüzey alanıyla Ağrı Dağı’ndadır. En büyük ve 20 bin yıllık vadi buzulu ise Cilo Dağı Uludoruk Buzulu olup, uzmanlar buzullarımızın yılda 1 ile 20 metre arasında eridiğini, gidişata dur denmezse Cilo Dağı buzullarının önümüzdeki 20-50 yılda yok olacağını bildiriyor.
Hepimiz iklim değişikliğinden sorumluyuz. Evde, okulda, işte, yolda, tarlada, ormanda sera gazı emisyonlarımızı düşürmeli, iklim değişikliğine dur demeliyiz. Atmosfer ve suyun sınırı yok. Her birimize görev düşüyor.”
Tarımsal sulamada tasarruf, büyük fark yaratıyor!
Küresel iklim değişikliğinin neden olduğu kuraklık, dünyamızın geleceğini değiştirecek bir etkiye sahip. Dünya genelinde su krizinin etkilerinin giderek derinleştiği günümüzde, yaşam kaynağımız olan suyu doğru şekilde kullanarak bu olumsuz etkileri azaltmamız mümkün.
Tarımsal sulama yöntemlerinde yapılacak değişikliklerle İstanbul gibi bir mega kentin yaklaşık 10 yıllık su kullanımına eşdeğer bir kaynak yaratabileceğimizi biliyor muydunuz?
Sulama teknolojileri şirketi Netafim, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla, tatlı su kaynaklarımızın %70’inin kullanıldığı tarımda modern sulama tekniklerinin yaygınlaştırılmasının, artan su ihtiyacını doğru şekilde karşılamanın yanı sıra, verimlilik artışı da sağlayarak sürdürülebilir kalkınmada fark yaratacağına vurgu yaptı.
Tarım ve Orman Bakanlığı ve TEMA verilerine göre;
• Türkiye’de tatlı su kaynaklarımızın %72’si (yılda 44 milyar metreküp) tarımsal sulamada kullanılıyor.
• 6,9 milyon hektarlık sulamaya açık tarım arazisinin yaklaşık %70’i en verimsiz tarımsal sulama tekniği olarak kabul edilen salma sulamayla yapılıyor.
• Tarımsal sulamada tercih edilen salma sulama yöntemi, ihtiyacın iki katından daha fazla su tüketimine sebep oluyor.
• Tarım alanlarına verilen suyun, salma sulamada yüzde 40’ı, yağmurlama sulamada yüzde 70’i, damla sulamada ise yüzde 90-95’i bitki için yararlı olabiliyor.
• Klasik sulamayla 1 hektar sulama alanına saniyede ortalama 4 litre su verilirken, damla sulama uygulamalarında sadece 1.2 litre su veriliyor. Böylece 2/3 oranında su tasarrufu sağlanıyor.
• Klasik yöntemlerle Türkiye’deki tarımsal alanların sulanması için yıllık 21,7 milyar metreküp su harcanıyor.
• Damla sulamayla %60 tasarruf sağlandığı hesaplandığında, aynı alanın sulaması için 9 milyar metreküp su yeterli oluyor.
• İstanbul’un yıllık su tüketiminin 1,11 milyar metreküp olduğu dikkate alındığında, tarımsal sulamada damla sulama gibi verimli yöntemler kullanarak; İstanbul gibi bir mega kentin 10 yıllık su ihtiyacına değer tasarruf sağlamak mümkün!
Tüm bu nedenlerle tarımda verimli sulama tekniklerinin artırılması hayati önem taşıyor.
• Damla sulama yöntemleri gibi modern sulama teknikleri, su kayıplarını %40 ile %75’e varan oranda azaltabiliyor. Mahsulde ise %25 – % 30 oranında verim artışını mümkün kılıyor.
• En temel besin maddesi olan buğdayda susuz tarımda (sadece yağışlara bağlı) dekar başına 250-300 kg verim alınırken, bu miktar damla sulamayla 800 – 900 kg’a çıkabiliyor.
• Türkiye’de bir yılda üretilen yaklaşık 20 milyon ton buğday ekim alanının sadece %10’luk bölümünde susuz tarım yerine damla sulama devreye sokulduğunda üretim 23,3 milyon tona çıkabiliyor. Bu da yılda 8,3 milyar adet daha fazla somun ekmeğe denk geliyor.
Haberin Bağlantıları