Akdeniz Havzası’nda süregelen sıcaklık artışı ve yağışların azalmasının, ülkemiz ve bölgemiz için son derece önemli sosyo-ekonomik değere sahip tarım alanları üzerinde yaratacağı negatif etkiler sektör temsilcileri tarafından masaya yatırılarak yol haritası belirlendi.

Her geçen gün kendisini daha çok hissettiren küresel iklim değişikliğinin yol açacağı sorunların bölge ekonomisi açısından büyük önem taşıyan tarım sektörüne yansımaları ve oluşacak olumsuzlukların bilimsel yollarla çözüme ulaştırılması adına Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nda (MTSO) ‘İklim Değişikliği ve Tarımsal Üretime Etkileri’ konulu konferans düzenlendi. Dünya Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım, İTÜ Öğretim Üyesi ve Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu ile İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı toplantıda önümüzdeki süreçte sektör paydaşlarının neler yapması gerektiği masaya yatırıldı.

İlk olarak sektör temsilcilerinin acil yol haritası belirlemesi gerektiğine vurgu yapılan toplantıda, önce Mersin’in iklim değişikliğinden 50 yılda 100 yılda nasıl etkileneceğinin meteorolojik haritasının çıkarılmasıyla işe başlamak gerektiği belirtildi. Şehrin imarı, gelecekte su ve hava şartlarına göre burada oluşacak sektörlerin şimdiden belirlenmesi, tarımı, tarımdaki ürün desenini ve en önemlisi kıt olacak su kaynaklarının nasıl yönetilmesi gerektiğinin bugünden saptanmasının büyük önem taşıdığı anlatıldı.

Ardından sektör paydaşlarıyla biraya gelip gönüllü iklim neferleri oluşturulması gerektiği vurgulanan toplantıda, küresel ısınmaya sebep olan insanları bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar yapılması zorunluluğu üzerinde duruldu. Suyun yüzde 70’inin tarımda kullanıldığı, yüzde 22’sinin sanayide ve yüzde 8’inin ise içme ve kullanma suyu olarak kullanıldığının hatırlatıldığı toplantıda, öğrencilerden halka, çiftçiden, sanayiciye herkesin bilgilendirilmesi gerektiği anlatıldı.

Konuşmasına, tarımda sürdürülebilirlik kavramı üzerinde durarak başlayan İTÜ Öğretim Üyesi ve Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, “İnsanoğlu çok sade yaşıyordu. Vahşi hasatla tarıma başladı, sonra modern tarım girdi, ardından yenilikçi tarım geldi. Bugün ise akıllı tarım sistemini konuşacak kadar ileri noktaya geldik. Her şey insanın refah ve konforu için ama bu konforun bedeli dünyamıza oldu. Dünyaya baskı yaptık ve sera gazları artınca iklimler değişmeye başladı” dedi.

Karaosmanoğlu: “Üretirken önlem alınmalı”

Dünyanın kirlenmesini bir aşçının mutfağı kirletmesine benzeten Filiz Karaosmanoğlu, üretirken kirletip sonra temizlemenin doğru olmadığını, yetiştirilecek ürüne göre çevrenin nasıl kirleneceğini öngörüp bu yönde önlem alınmayı hedeflemek gerektiğini vurguladı. BM’nin temiz üretimi, “Verimliliği artırmak, inanlar ve çevre üzerindeki riskleri azaltmak adına çevresel stratejinin proses, ürün ve hizmetlere sürekli uygulanması” şeklinde açıkladığını bildiren Karaosmanoğlu, temiz üretimde kaynakları verimli kullanıp gelecek nesillere taşınmasının ise sürdürülebilirlik olduğunu anlattı. Her zaman sürdürülebilir üretime öncelik verilmesi gerektiğini vurgulayan Karaosmanoğlu, şunları söyledi:

“Üretirken tabi ki kazanmalıyız ama tüm bunları yaparken dünyamızla ahenk içinde olmalıyız. Kirleticileri yerinde, kaynağında engellemeliyiz. Kullandığı enerji ile su ile kimyasallarla tarımın kendisi önce iklim değişimine etki ediyor. Ama iklim değişiminden de en çok etkilenecek sektörlerin başında geliyor. Sektör temsilcileri ‘Yarın olabilecek miyim?’ diye düşünmeli. Bu nedenle sera gazını az çıkaracak, karbonunu yönetecek şekilde, iklim değişimine dirençli tarım yapmalı.”

“Ne yapmalıyız?

Neler yapılması gerektiğine de değinen Filiz Karaosmanoğlu, şu bilgileri verdi:
“Tarımdaki girdilerimiz neler? Arazi, tohum, enerji, su, tarım kimyasalları. Çıktılarımız neler? Ürünler, yan ürünler ve atıklarımız. Bunların tümünü yönetmek çok kolay değil ama yönetilmeli.
1 – Kaynak Verimliliği,
2 – Enerji Yönetimi,
3 – Su Yönetimi,
4 – Atık Yönetimini sağlamalıyız. Bunları yaparsak tarımımız sürdürülebilir hale gelir, düşük karbon ekonomisi içinde düşük karbon ve su ayak izli ürünler üretir ve ihracatta ön sıralarda yer alırız.”

Tarımda su yönetiminin, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının ve atık yönetiminin önemine de dikkat çeken Karaosmanoğlu, İklim değişiminin yıkıcı etkilerini azaltmak adına yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı:

“Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları (YİDEP) hazırlanmalı. Bununla ilgili desteklemeler olmalı ki buna iklim finansmanı diyoruz. İklim dostu tarım yapabiliriz. Böylece BM’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerini de tutturabiliriz. İyi üretim planı yapmalıyız, akıllı ürünler seçilmeliyiz.”

Kadıoğlu: “Riski iyi yönetmeliyiz”

İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ise yaşanan iklim değişimlerini ve Akdeniz Havzasını önümüzdeki yıllarda hangi tehlikelerin beklediğini anlattı. Geçmiş 150 bin yılda bir dünyanın bir derece ısınmasına rağmen bugün 150 yılda bir derece ısındığını kaydeden Kadıoğlu, “Esas sorun ısınmanın hızlı olması. Buna ani iklim değişikliği deniyor. Biz de buna ayak uyduramıyoruz” dedi. Sıcaklığın en çok kutuplarda artığını, Ekvator ile kutuplar arası sıcaklık farkının düştüğünü ve bunun da hava hareketlerini etkilediğini bildiren Kadıoğlu, şunları söyledi:

“Isınma bizi nasıl etkileyecek? Akdeniz Bölgesinde önümüzdeki 50 yılda hava yazın 4-5 derece daha ısınacak. Eskiden 150 bin yılda bir derece ısınıyor diyorduk. Şimdi 50 yıl sonra 4-5 derece artacak diyoruz. O zaman bakalım nasıl tarım yapacağız? Maalesef insanlar 1-2 derece olacak ısınmaları önemsemiyor. Oysa Uganda’da 2 derece sıcaklık artışı, iklim desenini değiştiriyor. Kahve üretim bölgeleri neredeyse tüm ülkede yapılabilirken bu değişim sonrası yalnızca 2-3 bölgeye kayıyor. Uganda Devleti bu 3 bölgeyi şimdiden saptamış ve koruma altına almış. Ev, fabrika yatırımı o bölgelerde yasak. Türkiye’de bu planlama var mı? Henüz sorun yaşamadan risklerimizi iyi yönetmeliyiz.”

“Akdeniz Bölgesi’ni neler bekliyor?”

Akdeniz Bölgesi’nde oluşacak değişimleri ise Miktad Kadıoğlu şöyle özetledi:
“Akdeniz Bölgesi’nde 2040’a doğru küresel ısınma ile birlikte, donlu gün sayısı azalıyor. En büyük sorun ise 35 ve üzeri derece sıcaklıktaki gün sayısı çok artıyor. Isınmalarla birlikte ekim-dikim tarihleri öne çekilecek ama su sıkıntısı olunca üretim verimi azalacak. Soğutmaya daha çok ihtiyaç olacağı için enerji maliyetleri artacak. Şimdiden enerji hesaplaması, planlaması yapılmalı.”
Sıcaklığın küresel değişmesine rağmen yağışların küresel değişmediğine değinen Kadıoğlu, yağışın azaldığı bir bölgede yaşadığımızı belirterek, “AB Kyoto’yu çok önemsiyor çünkü AB’nin güneyi de kuraklaşıyor ve göçlerden çok korkuyor. Ulusal güvenlik sorunu bu. Biz de önlem almalıyız” dedi.

Akdeniz Bölgesi’nin fön etkisi nedeniyle bulut bulunduramadığını, bu nedenle ağaçlandırmanın yağışlara etkisi olmayacağını anlatan Kadıoğlu, “Bu bölge yağışlarının yüzde 50’sini kışın alıyor. Bu nedenle kış kuraklığı bölge için büyük sorun. Su hasadına önem verilmeli” dedi.

“Hesaplamalar iyi yapılmalı”

Mavi, yeşil ve gri olmak üzere 3 tür su bulunduğunu kaydeden Miktad Kadıoğlu, su ayak izinin üçe bölünerek ele alınması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin net kullanılabilir su miktarının 112 milyar metreküp olduğunu ve bunun günümüzde 44 milyar metreküpünün kullanıldığını bildiren Kadıoğlu, “Bu rakamlarla bile bugün su yok diye ağlıyoruz. 2023’te kullanılacak su miktarı 112 milyar metreküpe çıkıyor. Şu anda 3’te 1’ini kullanırken 5 yıl sonra ne yapacağız? Buradaki en büyük sorun yağmur hasadı yapamamamız. Hesapları iyi yapmalıyız” dedi.

Tüm ayları tek tek buharlaşma ve yağış oranları açısından incelediklerini, hangi ayda buharlaşmanın yağıştan daha çok olacağını saptadıklarını ve tarımla uğraşan kişilere ekim dikimlerini ayarlamaları adına bildirdiklerini anlatan Kadıoğlu, şu bilgileri verdi:
“Kıyı Akdeniz Havzasında çıkan sonuca göre şu anda 5’inci ayda buharlaşma yağışı geçiyor gözüküyor. Yani sulamanın en çok arttığı ay Mayıs. 2100 yılında ise bu durum 2 ay öne geliyor, yani iki ay önceden sulamaya başlamak gerekiyor. Oysa yağışta yüzde 50 azalma olacak. Bu şartlar altında yeşil olarak adlandırılan yağmursuyu yerine sizin daha çok mavi suya yani yer altı suyuna ihtiyacınız olacak. Bu nedenle yer altı su barajları, kum barajları yapılabilir. Buharlaşmayı azaltacak çalışmalar yapabilir.”

“Ne yapılmalı”

Miktad Kadıoğlu önümüzdeki süreç için neler yapılması gerektiğini ise şöyle özetledi:
“Öncelikle tüm dünyada her tarımcının bir meteoroloji danışmanı var. Siz de bu hizmeti almalısınız. Meteoroloji danışmanları sizin adınıza takipte bulunmalı. Ekolojik ayak izlerinize çok dikkat etmelisiniz. Türkiye’de biz hep kriz yönetimi uyguluyoruz. Kriz yönetimini afet yönetimi zannediyoruz. Önemli olan krizi değil, riski algılayıp yönetebilmektir. Su havzaları korunarak yanlış yapılaşmanın önüne geçilmeli. Doğru yerde doğru bitki türü üretilmeli. Doğru zamanda ekilmesi teşvik edilmeli. Biz su kullanımı ve tasarrufunu bilmiyoruz. Muz, pamuk çok fazla su istiyor. Arz talep dengesi iyi kurulmalı. Elektriğinizi, enerjinizi güneş enerjisinden karşılayabilirsiniz. Sıcaklığın, kuraklığın üretim zincirini nasıl etkileyeceğini planlamalısınız.”

Yıldırım: “Çiftçi için iklim değişimi sorun gözükmüyor”

Dünya Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım ise tarımda yaşanan sıkıntıları ve alınması gereken önlemleri anlattı. Tarım sektörünün sorununun yalnızca iklim değişikliği olmadığını, kuraklığın, gıda güvenliğinin, açlık ve obezitenin, tarım sektöründeki yaşlanan nüfusun da önemli sorunlar olduğunu ifade eden Yıldırım, şunları söyledi:
“Türkiye’deki tarım alanları giderek tarla bitkilerinden meyve ve sebzeye yöneliyor. Bu planlanarak mı, iklim değişikliğinin etkileri düşünülerek mi yapılıyor? Zannetmiyorum. 2017 yılında 161 milyon lira tarımsal gayri safi milli hasıla elde ediyorduk. Buna karşılık tarımsal üretim yapanlara 12.8 milyar liralık destek verildi. Aslında biz destek vermeyip para dağıtıyoruz. Verilen destek sonunda üretimin ne kadar arttığını ölçmüyoruz.”

Avrupa Bankası’nın Türkiye’deki tarımın sorunlarına yönelik bir anket yaptığını ve önemli sorunlar arasında yüksek girdi maliyetlerinin, dışa bağımlılığın kredilerin gözükmesine rağmen iklim değişiminin yer almadığını anlatan Yıldırım, “Aslına bakılacak olursa maalesef bu durum henüz tarım sektörü için bir sorun olarak gözükmüyor” dedi.

“İklim değişimi her alanı etkiliyor”

İklim değişimiyle birlikte bitkinin büyüme döneminin değiştiğini, üretim deseninin değiştiğini kaydeden Yıldırım, kış ortasında badem çiçeklerinin açmaya başladığını, ardından gelen don ile ciddi kayıplar yaşandığını söyledi. Hayvancılıkta ise üreme dönemlerinin değiştiğini ve ölümlerin yaşandığını kaydeden Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yem üretimi azalıyor ve bu da doğrudan hayvancılık sektörünü olumsuz etkiliyor. Yağış rejimi değişiyor. Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da yağışlarda yüzde 40’lık azalma gözüküyor. İç ve Batı Anadolu’da ise yüzde 40’tan da fazla azalma gözüküyor. Ekim ve hasat dönemi değişiyor. Son yıllarda birçok üründe ekim ve hasat dönemlerinde kayma var. Bu da ciddi ekonomik kayıplara yol açıyor.”

Türkiye’de 24 milyon hektar tarım alanının yaklaşık 5-6 milyon hektarının sulandığını kaydeden Yıldırım, tarım alanlarının yüzde 80’inin ise sulamaya değil yağışa bağlı sulandığını bildirdi. Bu bölgelerde iklim değişiminin kendisini daha çok göstereceğini vurgulayan Yıldırım, su verimliliği için tarımsal sulamaya dikkat edilmesi gerektiğini anlattı.

“İthalata dayalı tarım politikası ile dönüşüme uyum sağlanamaz”

Tarımda kendine yeterliliğin önemine de dikkat çeken Ali Ekber Yıldırım, şöyle konuştu:
“İklime, suya göre üretim yapacağız ama elimizdeki verileri de en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. İthalata dayalı tarım politikası ile iklim değişikliğine uyum sağlanamaz. Yem, hayvancılık, hububata, bakliyatta dışa bağımlılığın faturasını ödüyoruz. Önümüzdeki dönemde savaşlar artık tarım üzerinden yapılacak. Birçok ülke tarım ürünlerine ithalat yasağı getirdi. Yaşanan sorunlar teknolojiyi zorunlu kılıyor. Yüksek girdi maliyetleri, iklim koşullarından olumsuz etkilenme, verimlilik, sağlıklı ve güvenilir gıda temini için teknolojiye daha çok ihtiyaç var.”

Konuşmasının son bölümünde neler yapılması gerektiğine de değinen Yıldırım, iklim değişikliğinin tarıma etkisinin bölgesel, yerel ve ürünler itibariyle belirlenmesi gerektiğini söyledi. Olumsuz etkileri azaltacak uyum çalışmalarının bilimsel temelli yapılması gerektiğini dile getiren Yıldırım, “Tarım kaynaklı emisyonlar azaltılmalı. Doğal kaynaklar korunmalı, çevre bilinci geliştirilmeli, iklim değişikliği konusunda eğitimler verilmeli. İklim değişimine uyum sağlayacak ürün çeşitleri geliştirilmeli. Tarım – gıda arz zincirinde kayıp ve israf önlenmeli. Tarımda iklim değişikliğine uyum stratejileri geliştirilmeli. Hedef belirlenmeli” dedi.

Haberin Bağlantısı: Mtso.org.tr